Geçen yıl tanık olduğum bir olay zihnime kazındı:
Bir girişim, çok değerli bir müşteri datasını yanlışlıkla sildi.
Ekipte panik, belirsizlik, suçluluk hâkimdi.
Kurucunun ilk cümlesi şuydu:
“Önce bu insanlara ne söyleyeceğimizi konuşalım. Ardından nasıl telafi edeceğimizi…”
Ne bağırdı, ne suçladı, ne savunmaya geçti.
Sadece odaklandı: İnsana, sorumluluğa ve çözüme.
Hiç kimse işten çıkarılmadı.
Ama herkes o günden sonra o ekipte daha derin bir aidiyetle çalıştı.
Çünkü kriz, sadece zarar değil; aynı zamanda güven, bağlılık ve büyüme fırsatıdır.
Kriz anı, yalnızca iş süreçlerini değil; liderliği, ilişkileri ve karakteri görünür kılar.
Gündelik akışta hepimiz bir vizyona sahibiyizdir.
Ama esas olan, o vizyonun zor zamanlarda nasıl davrandığımızla ne kadar örtüştüğüdür.
Koçluk perspektifinden bakarsak, kriz anları bilinçli liderlik için eşsiz alanlardır.
Orada otomatik tepkiler değil, iç görüyle seçilen tutumlar fark yaratır.
Ve o tutumlar, sadece bugünü değil, ekipteki güveni, kültürü ve yarını şekillendirir.
O an ne yaptığın, aslında kim olduğunu gösterir.
Ve o an, kim olmayı seçtiğini belirler.
