Bazen Kendimizden Geçmeden, Kendimize Ulaşamıyoruz
Bir sohbetin içinde geçti bu cümle:
“Alkol aslında içimizde zaten var olanı dışarı çıkarıyor. O yüzden bazılarına göre ‘şeytan’ oluyor.”

Düşündüm.

Aslında mesele ne alkol ne şeytan.
Mesele, insanın bazen kendiyle karşılaşma biçimi.

Çünkü itiraf edelim, hepimizin içinde biraz bastırılmışlık var.
Olmak istenenle olunması gerekenin çatışması,
söylenmek istenenle söylenmemesi öğretilen arasındaki mesafe…

Ve işte bazen bir şey olur.
Bir an, bir ortam, bir sohbet, bir etki…
Ne dersen de adına.
Ve o anda dilimiz çözülür, gardımız düşer, duvarlarımız çatlar.

O güne dek susturduğumuz bir yanımız dile gelir:
Belki bir hayal.
Belki bir isyan.
Belki sadece “ben buyum” diyebilme cesareti.

Ve bu yüzden, o hâlimizi gören biri
“kendinden geçmiş” der.
Oysa belki ilk defa kendimize bu kadar yaklaşmışızdır.

Ama ne yazık ki; toplumsal kalıplar, iş hayatı rolleri, yetişme tarzı, öğretilmiş cümleler…
Bizi o gerçek halimizle tanıştırmak yerine, o halimizi bastırmayı öğretmiş.

Peki bu noktada şu soruyla baş başa kalıyorum:
Kendimize dürüst olmak için neden önce savunmasız olmamız gerekiyor?
Neden bazı duygular, dürtüler ya da ifadeler “bir etkiden” sonra açığa çıkabiliyor?
Ve biz, neden ancak “kontrolü kaybettiğimizde” içimizdeki o gerçek sesi duyabiliyoruz?

Bunu yargılamak değil niyetim.
Sadece fark etmek…
Ve belki de sormak:
Bu sesi daha ayıkken de duyabilir miyiz?
Onu bastırmak yerine, yön vermeyi seçebilir miyiz?

Çünkü şuna inanıyorum:
Gerçek liderlik, gerçek insanlık —
bazen duyguların kontrolünde değil,
duygularla dürüst bir ilişki kurabildiğimiz yerde başlıyor.
Sen en son ne zaman “kendine rağmen değil, kendin gibi” konuştun?..

Gerçekler ve Kendimiz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir